Gecikmiş bir yazı belki de!

Abdullah TANYOLAÇ 25 Şubat 2018
Abdullah TANYOLAÇ

Alkışı ve övgüyü hak edenlerden özür diliyorum…

8 ve 10 Ocak tarihleri arasında 24.sü yapılan Uluslararası Teknik Direktörlerin katıldığı gelişim seminerinde hazır bulundum. Dostlarımla buluştuk. Her yönüyle muhteşem bir seminer yaşadık. Çağın gereğiydi, olması gerekendi muhakkak! 
Mükemmel bir hazırlıkla gerçekleşmişti organizasyon. Futbolumuzun geldiği seviyeyi değerlendirme fırsatı verdi bizlere. Dünyalıların kat ettiği mesafeyi de konuklarımızın sunumlarıyla anlamaya çalıştık. TFF ve TÜFAD birlikteliği göz alıcı özellikteydi. FİFEX olağanüstü özveriyle çalışmalar üretti, organizasyona düzey ve renk kattı. Takdire şayandı…
Futbol ailemizde, teknik direktör payesiyle görev yapan paydaşlar, epey gerilere gittiler. Muhabbetlerinde ilk kurs ve seminerlerine kadar yolculuk yapan babaların, ağabeylerin yanına sıkça sokuldum. Onları can kulağıyla dinleme fırsatım oldu. Akranım olarak yanımda oturan ya da yanaştığım kardeşlerimle de eski günleri yâd ettik. 
Bu tür buluşmalarda önceliğimiz, hasret giderme oluyor! Ailemizin değerli büyüklerinin ellerini öptük, genç, orta yaşlı, yetişkin ve olgun bireyler olarak birbirimize sarılarak sayılı günleri bitirdik.
Her paydaş, TFF Başkanı Yıldırım Demirören’e, camiamızın başkanı İsmail Dilber’e teşekkür ederek Antalya’dan ayrıldı. Bu güzelliğe imza koyanlara şükranlarımı bir kez daha sunuyorum.
Organizasyon devamınca her sunuma kafa yordum. 
UEFA Baş teknik sorumlusu Lupescu’nun sunumu harikaydı.
Ülkeme konuk futbolcu olarak gelen Afrikalı siyahilerin konuşmalarına dalarak, Türkiye’min futbolu niye hala yerinde saymakta? Sorusunun yanıtını aradım. 
Johann Cruyff isimli dünyanın saygın duayeni, futbol asilzadesi için Hollanda’da kurulan enstitüye ve değerlere verilen önemi vurgulayan muhteşem çalışmaya gönül dolusu alkış tuttum. Koerhuis’in güzel sunumu, toplumumuzun değer tanımayan anlayışına mesaj nitelikliydi. 
Lucescu hocayı da, Şenol Güneş ve Abdullah Avcı hocalarımı da hayran hayran takip ettim.
Bizim ligimizin ve camiamızın önder kişilikleri olan tüm teknik adamları içten ve dikkatle izledim.
Nereden ve nasıl bugünlere geldiğimizi düşünmeye başladım kısa aralıklarda, molalarda. Geçmişe yolculuğu gerçekleştirebilmek için küçük notlar aldım.
Türkiye’min ilk Spor Akademisinden 1978 yazında mezun olmuştum. Spor eğitiminde ihtisaslaştığım alandı futbol. O gün bu gün futbola teknik adam olarak hizmet veriyordum.
Ancak üniversiteden aldığım belgenin üzerine ne gibi çalışmalar yapmıştım, hatırlamak zorundaydım. 1988 yılının yazında, 18 Temmuz ile 20 Ağustos tarihleri arasında katıldığım, İzmir’de yapılan Teknik Direktör kursunu gözümün önüne getirdim. Daha sonra arşivime ve albümüme girerek belgeleri buldum. TFF Başkanımız rahmetli Halim Çorbalı, TFF Eğitim Müdürümüz de Öner Özmen hocamızmış…
Bu kursun bitiminde en üst seviyede antrenör lisansına sahip olmuştum. 
Özelimi aktarmak için yazmadım bu bilgileri. Branşımda az da olsa olgunlaştığımı göstermek de değil niyetim. Hay aksi şeytan, yaşlandığımı simgeliyor bu yazacaklarım. 40 yıl önce en ufak antrenör lisansımı almışım. 30 yıl önce Türkiye’de en büyük antrenör lisansına kavuşmuşum…
1989 yılıydı. Teknik Direktörler olarak İstanbul’a davet edilmiştik. Rahmetli Candan Tarhan’ın ismi verilen seminer 29 Mayıs ile 1 Haziran günleri arasında yapılmıştı. İki yıl sonra da yine İstanbul’da buluştuk. 1991 Haziran ayıydı. TFF Başkanı Şenes Erzik, Seminer Teknik Direktörümüz ise rahmetli Sahir Gürkan hocamızdı.
Bu iki buluşma, 12 ve 13.cü teknik direktör gelişim seminerleri olarak tarih sayfalarındaki yerini aldı.
O tarihlerde, Jira konvensiyonu diye bir projeksiyonun tasarısı bile yoktu. Avrupa antrenör lisans kursları da, UEFA B ve A lisans antrenörlük programları da, kursları da bilinmiyordu, Prolisans adıyla yıllar sonra verilen en üst düzey antrenör belgesi de!
2006 yılının 20 Haziran’ın da başlayan ve 29 Temmuz 2009’a kadar süren UEFA kriterlerine uygun bütün lisanslara sahip olduğum günlere de hoş bir yolculuk yaptım son seminerde.
30 yıl gibi bir zaman diliminde çok seminer takip ettim. Bu son buluşmamızda bilimsel verilerin bolca kullanıldığı ve tartışmaların düzeyli gerçekleştiği, çağın koşullarına uygun hazırlanan mükemmel sunumların samimiyetle paylaşıldığı bir güzelliği yaşadım. 
Türk Futbol Antrenörünün 24 kez buluştuğu böylesi anlamlı gelişim ve nostalji amaçlı organizasyonların 13’üne onurlu bir paydaş olarak katıldım. Her seminer değerliydi muhakkak!
24. Uluslararası Pro-lisans Antrenör Gelişim Seminer çağdaş, anlamlı ve gurur vericiydi…
Yaşama yeniden başlama şansım olsa, mukaddes meslek saydığım eğitimciliğin tüm özelliklerini içinde barındıran futbol antrenörlüğüne adım atacak şekilde kollarımı sıvardım.
Futbolumuzun istenilen seviyeye ulaşamaması gerçeğimizdir, ancak yine de bir asra merdiven dayayan Türk Futbolunun yetiştirici ve yarışmacı antrenörlerine teşekkür edilmelidir. 
Etik değerlere bağlı kalarak hizmet veren, çaba sarf eden, alın teri döken, futbolumuza ömür adayıp yaşama veda eden ve yaşamımızda dimdik duran tüm futbol emekçilerine şükranlarımı sunuyorum.
Saygı ve sevgiyle kalın…

Yazarın tüm yazıları