İçimizdeki İstanbullular

Tansu DURAN 25 Şubat 2018
Tansu DURAN

Ne yaparsak yapalım Antalya'da katıksız Antalyasporlu sayısını beş binden daha yukarıya çıkaramayız. Bu yüzden de en ufak tökezlemede de Antalya'nın en önemli markası ve tanıtım aracı sahipsiz ya da hedefsiz kalır. Durumun özeti bu.

Taraftarımız ne yapacağını şaşırır. Eski başkanı ve eşi olan kurucumuzun kızı, oğluyla beraber sarı lacivertleri üzerlerine çekip FB maçında poz verip bir de bunu göğsünü gere gere yayınlar.

Eski bir başkanın Fenerbahçeli formalı resmi sık sık gündeme gelir, istifası Ali Koç yönetimine gireceğine yorumlanır.

Diğer yandan eski Büyükşehir Belediye başkanı GS'ın golünden sonra alkışlarla tempo tutar. Utanmazsa ayağa kalkıp hareket çekecek kadar neşelenir. Şimdi de sözde milletvekilimiz olur.

Eski ve yeni teknik direktörlerimiz meşhur ya da sembol oldukları eski kulüplerinin içişlerine karışacak kadar gündeme dair mesajlar gönderir. Antalyaspor'un başındayken akılları başka yerdedir.

Senin maçına başka kulüplerin kıyafetleriyle gelecek kadar cesur futbolseverler varken ben, sen, o, biz, siz, onlardan başka tek takım tutan ve onun ismini de Antalyaspor diyen sayısı beş binden az kişileriz.

Bakmayın maçlardaki 10 bin, 20 bin taraftar sayısına katıksızlık kavramı yine 5 bini geçmez yürektedir. Her gönülde bir aslan yatacağına ikisini, üçünü yatırırız.

Şimdi hangi başkanımız sadece Antalyasporluydu. Bana isim verene çok üzülürüm. Çünkü göz göre göre kandırılmıştır. Hangi yönetim kurulumuzda sadece Antalyasporlu en az 2 kişi vardı.

Cevabı yoktan öteye geçmez. Nedeni çok açıktır aslında. İnsanları çok da yadırgamamak lazımdır.

Dikkat edin büyük bir çoğunlukla il takımları 1965, 1966 ve 1967 yılında kurulmuştur. Bundan tam 50 yıl önce yani. Bir önceki başkan hariç diğerleri kaç yaşındaydı. Sayın bütün başkanları. Büyük çoğunluğun çocukluklarında Antalyaspor yoktu bile. Babaları, amcaları, dayıları kimi tutuyorsa onları tuttular. İki yüzlü olmak zorunda kaldılar çünkü muhafazakâr toplumdan geldiklerinden dolayı kolay kolay ata, baba takımları değişmedi.

Erkek adam karısını boşar ama takımı boşamaz diye bir tabir bile buldular. En az 50 yaşında olan babaların çocukları da o takımların taraftarı oldular. Sadece başarılıysa şehrinin takımı o zaman yüz verdiler. Eto'o ve yeni stat olmasa biz yine 2-3 bin kişiye oynardık. Bakınız bundan 3 yıl önceye.

Kendimizi kandırmayalım. Bu satırların yazarı da biz zamanlar GS'lıydı. Hatta onun için can bile verirdi. O zamanlar küçük Manavgat ilçesinin tepesinde sarı kırmızı bayrak dalgalanan ev tarifi onun sayesinde olmuştu. Çünkü babası GS'lıydı. Antalyaspor, Manavgat'a uzaktı.

Sonra ne oldu diyen olur umuduyla devam ediyorum. Spikerin "Antalya Atatürk Stadyumunda 500 kadar taraftar kendileri ayrılan yerde takımlarını destekliyor" cümlesi hayatını değiştirdi. Özüne döndü. Rahmetli Barış Manço hala hayatta gittiği şehirlere 1 rakamı yapıştırırken ben de 501. Antalyasporlu oluyordum. Ve o maçı 5-0 kazanan GS'a rağmen. Benim hedeflerim, hayallerim ve politikam vardı Antalyaspor'u seçtikten sonra. Herkese bu kulübün bir kulüpten fazlası olduğunu anlatmaya çalıştım. Gençleri ve çocukları kazanmaya çalıştım. Hiçbir zaman bir yetişkine gel Antalyasporlu ol demedim ama çocuğunu Antalyasporlu yap dedim. Başarılı oldum mu? Evet en az 2 taraftar kazandırdım. Fazlasını söylemeye gerek duymuyorum.

Ama sadece yaptıkları işe ve göreve göre davranmayanlarla, kendi parası gibi değil de havadan gelmiş para gibi kulübün parasını harcayan zihniyetlere çok kızdım.

Tamam hala kimse Antalyaspor sayesinde cebine girecek paranın hesabını anlamıyor olabilir. Şehir takımlarını görmeleri gerektiği gibi Milli takım olarak kabul etmeyenler de olabilir. Ama kimse ezilmeye mahkûm edilmiş, horlanmış, zor olanı yaparak yenileceğini bile bile takımının peşine düşen o şehir takımlarının taraftarlarını aldatamaz ve üzemez.

Hele ki bunlar yönetici koltuğuna hasbelkader de getirilmiş de olsalar bile ya-pa-maz-lar. Prof. Dr. Ömer Özkan'ın GS'lı olduğunu bilmiyor muyum sanıyorsunuz. Ankaralı adam lütfetmiş yönetime girmiş. Şu anda milliyetçilik yapacak durumda değiliz. Sadece işlerine ve eşlerine gösterdikleri ilginin yarısını bu göreve göstersinler başka da bir şey istemem.

Beni hiçbir yenilgi, hiçbir ilgisizlik üzemez, kandırılmaktan başka. Bu şehre borcu olan borcunu ödesin yeter NOKTA

Not: Mart ayının sonunda bu şehre olan borcumu ödeme şansına kavuşacağım. Antalya'nın Çocukları adlı kitabımız çok yakında bizimle olacak.

 
 
 

Yazarın tüm yazıları